29.01.2026
“DOKUZ AY İFTİRALAR ATILDI, GERÇEK YANITLARIN VERİLMESİ NOKTASINDA CANLI YAYINDAN MAHRUMUZ”
“MİLLET KENDİ KAPISINI KULLANANI DA İHANET, İFTİRA, ŞANTAJ KAPISINI KULLANANI DA GÖRÜYOR”
“770 YILLA YARGILANAN KİŞİNİN ETRAFINDA 15 TANE DEVLET KORUMASININ İŞİ NEDİR?”
“İSTANBULLU EKREM BAŞKAN’I SEÇMEZSE BUYURSUN OYNASINLAR, İDDİA EDİYORUM Kİ 1,5 MİLYON FARKLA KAZANIRIZ”
“İSTANBUL SEÇİMİNİ KAZANIRSAK GETİRSİNLER ERKEN SEÇİM SANDIĞINI, TÜRKİYE’DE YÖNETİMİ DEVRALMAYA HAZIRIZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti’nin 4. Olağan Kurultayı’nda yeniden Genel Başkanlığa seçilen Müsavat Dervişoğlu’nu İYİ Parti Genel Merkezinde ziyaret etti. Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Sayın Genel Başkanım İYİ Parti’nin Genel Merkezinde hem kıymetli heyetinizle birlikte bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederken, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğiniz ve Türkiye'de parti içi demokrasiye de iyi bir örnek olan ve yeniden Genel Başkan seçilmenizle, kurullarınızı oluşturmanızla tamamlanan kurultayınızdan dolayı sizleri kutluyorum. Bizim İYİ Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin arasındaki ilişki, İYİ Parti’nin kurulduğu günden itibaren tüm siyasi ilişkilerin ötesinde dostların, kardeşlerin, arkadaşların ikili hukukunun, kurumsal ilişkilerin de önünde olduğu iyi ilişkiler düzeyinde hep devam etti. Sayın Genel Başkanla birlikte Meclis’te mevkidaş olarak yaptığımız görevler sırasında da birlikte taşıdığımız uyum, partilerimizde Genel Başkan olduktan sonra da bu kurumsal ilişkilerin çok daha güçlü hale gelmesini sağladı. Bugün ben buraya yaptığımız ziyarette bir siyasi partinin Genel Başkanına hayırlısı olsun ziyaretine gitmenin ötesinde, bir abi ve kardeş hukuku içinde olduğumuz ve iyi günümüzde, kötü günümüzde birbirimizin yanında olduğumuz bir büyüğüme, sabahleyin gelip bir kahvesini içme noktasındaki bir sıcaklığı hissederek geldim ve görüşmemiz de o çerçevede gerçekleşti. Son bir yılda Cumhuriyet Halk Partisi çok zor günlerden geçti. Acı günlerimiz oldu, kayıplarımız oldu. En kötü günümüzde hem insani olarak kardeşlerimizi, evlatlarımızı kaybettiğimiz günlerde İYİ Parti’nin tüm kadrolarını ve Genel Başkanını telefonun ucunda ilk arayan, yanımıza ilk koşan, acımızı ilk paylaşanlar arasında gördük” dedi. Özel şöyle devam etti:
“PARTİMİZ, DARBE DÖNEMLERİNİ ARATMAYAN BİR SALDIRI ALTINDA”
“Siyaseten Cumhuriyet Halk Partisi darbe dönemlerini aratmayacak şekilde bir saldırı altındadır. Darbe tüm siyaset kurumunu bir bütün olarak hedef almaktadır ve o zor günler tüm siyaset kurumuyla birlikte katlanılan, göğüslenilen ve yeniden demokrasi için çaba sarf edilen dönemlerdir. Oysa 19 Mart darbesi Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir başına, tek başına hedefine alan ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olma hedefini ortadan kaldırmaya çalışan bir darbeydi. Bu süreçte tüm muhalefet partilerinin hakkını teslim etmem gerekir ki, İYİ Parti de bunun en iyi örneklerinden bir tanesini vermiştir. ‘Ana muhalefet partisi saldırı altında. Ana muhalefet ortadan kalkarsa buradan bize bir şeyler düşer’ kolaycılığı yerine; bu yapılan saldırıyı tüm muhalefet partileri ve İYİ Parti siyaset kurumuna yapılan bir saldırı, demokrasiye yapılan bir saldırı, çok partili rejime yapılan bir saldırı ve Türkiye’nin geleceğine yapılan bir saldırı olarak okumuş, üzerine düşen tutumu, dayanışmayı en iyi şekilde göstermiştir. Bu anlamda Sayın Genel Başkanımıza ve onun şahsında Cumhuriyet Halk Partisi ile 19 Mart darbesinden sonra dayanışma içinde olan tüm muhalefet partilerinin liderlerine ve partilerine bir kez daha teşekkürü borç bilirim.”
“BİZ UTANÇ DUYARKEN, ONLAR UTANMADAN İKTİDARLARINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”
“Tabii bu zorlu bir yıllık sürecin içinde bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yargı darbesi, arkadaşlarımıza yapılan haysiyet suikastları tartışılırken; bir yandan da toplum, alınan her kararla ya da alınmayan her kararla biraz daha ezilmeye devam etmiştir. Yukarıda da konuştum. 20 bin liralık bir emekli maaşının biz karşısında yer alan, iyileştirilmesi için çaba sarf eden, en azından bir asgari ücret düzeyine çıkarılması için mücadele edenler olarak bile, bu 20 bin liranın utancını yaşıyoruz. Ama birileri utanmadan sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28 bin liralık bir asgari ücretle çocuk büyütmenin, çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve neredeyse dört asgari ücretin bile yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bugünlerde biz utanç duyarken, birileri utanmadan, sıkılmadan, hiçbir şey yokmuş gibi kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu konuların üzerinde durduk. Meclis’teki verdiğimiz mücadelenin ve muhalefet partileri olarak iktidardan ne kadar derin bir ayrışma içinde olduğumuzu, bizim hayal ettiğimiz ülkeyle AK Parti’nin dayattığı ülkenin ne kadar birbirinden farklı olduğunu ve hayallerimizin bizi nasıl bir arada, birlikte tuttuğunu hep birlikte konuşma imkanını bulduk.”
“AYRI KULVARLARDA, AYNI İYİ NİYETLE YÜRÜYORUZ”
“Bunun yanında biraz önce Sayın Genel Başkanın kendi görüşlerini ifade ettiği çözüm süreciyle ilgili noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk günden beri ‘Bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmak lazım’ yaklaşımının, başta bu sürece endişe ile yaklaşan tüm kesimler açısından Cumhuriyet Halk Partisi’nin varlığının nasıl bir teminat olduğunun bir kez daha altını çizme imkanı bulduk. Bu süreçle ilgili Amerika’nın, İsrail’in, önümüzdeki süreçte İran’da yaşanabilecekler, Suriye’de ortaya çıkan tablo, Amerika ile İngiltere’nin kazanması için Türkiye’ye kaybettirmeye çalışılan ve Sayın Erdoğan’ın Trump‘la kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden, oralarda meşruiyet araması üzerinden ortaya çıkan tablodaki tüm riskleri değerlendirme, görüş alışverişinde bulunma imkanı da bulduk. Biz bundan sonraki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak artık emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın bu iktidardan bir umudunun kalmadığını, tek umudun artık bir erken seçim sandığı olduğunu ve bu konudaki yaklaşımımızı da bir kez daha ifade ettik. Her zaman olduğu gibi son derece sıcak bir karşılama, son derece örnek bir misafirperverlikle burada karşılandık. Siyasi yürüyüşümüz birbirine benzer yerlerden geçti. Ümit ediyorum ki hep birlikte Türkiye’deki iktidar değişimini sağlayacak, herkesin yüzünü güldürecek yolda ayrı ayrı kulvarlarda ama aynı amaçla, aynı iyi niyetle yürüyoruz. Müsavat Başkanımızın, ekibinin, İYİ Parti’nin de bu yolda yolu açık olsun. Ben bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum. Bugüne kadarki başarılarının bundan sonra da süreceğine olan inancımla görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.”
“YARGILAMALAR BAŞLADI AMA CANLI YAYIN YOK”
Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özel, “Aziz İhsan Aktaş” davasının duruşmasında yaşananlar ve erken seçim konusundaki sorular üzerine şunları söyledi:
“Değerli arkadaşlar, dün oradaydım. Salı günü kimlik tespitleri yapıldı, dün ilk yargılamalar başladı. Nihayet belediye başkanlarımız bu kadar iftiranın, suçlamanın karşısında kendi durumlarını ortak koyabilecekleri savunmalarını yapmaya başladılar. Ancak geçen bu kadar zamana rağmen, Sayın Bahçeli’nin desteklemesine, bizim başta talep ettiğimiz TRT’den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayın talebimize Sayın Bahçeli’nin destek vermesine, bunun Sayın Erdoğan’a sorulduğunda onun da olumlu görüş bildirmesine rağmen… Yani ülkenin ana muhalefeti ve iktidardaki partileri böyle söylüyor. Meclisteki hiçbir parti de bunların yayınlanmasına karşı çıkmıyor. Ama burada yargılamalar başladı ve canlı yayın yok. Maalesef TRT’den, devletin televizyonundan, tüm yandaş kanallardan ve bütün imkanlar kullanılarak dokuz ay boyunca iftiralar atıldı. Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz? Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nın, belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianame ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız. Ama dokuz ay boyunca koskocaman bir yalanı, Anadolu Ajansı ve TRT’yi de alet ederek, bu iki güzide kurumu, Cumhuriyet kurumunu alet ederek köpürttükleri yalanların hiçbirisinin iddiasının dahi konulmadığı bir iddianame var ortada. Koca bir yaz boyunca televizyonlarda gece gündüz tartıştıkları hiçbir şeyi bırakın ispatlamayı, söyledikleri video kayıtlarını, ses kayıtlarını bırakın ortaya koyup bizi mahcup etmeyi, iddia dahi edemediler. Adeta Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan, iddianameleri gördüklerinden beri savcının ve iddianamenin arkasından da çekildiler. Savunacak hiçbir şey bulamıyorlar.”
“BENİ MAHCUP EDECEK BİR ŞEY OLSA O SALONA GİRER MİYİM?”
“Ben ne durumdayım? İlk gündeki gibi alnım açık, başım dik. Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber, ATV, TGRT’nin; o muhteşem dört saat boyunca bir iftiranın üzerinde tepinen ve köpürtenlerin nerede mikrofonları? Nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu, boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB’de parkenin altından 2 milyon Euro, herhalde buradaki parkenin altına sığmaz, çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim? O iddianameler olsaydı, eklerinde bu videolar olsaydı delillerinin yüklendiği portallara, söyledikleri gibi bin 200 tane cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben sonuna gidebilir miydim? Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya. O iddiaları dinleyip de ‘Gördünüz mü bakın neler olmuş’ dese ya. Hiçbiri yok arkadaşlar. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız.”
“SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLARAK TANIMLANAN KİŞİYE 15 DEVLET KORUMASI VERİLDİ”
“Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP’nin Genel Başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey’in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı, aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Dün İYİ Parti’nin, Gelecek Partisi’nin, DEVA Partisi’nin ve çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri ve temsilcileri bizle aynı kapıdan gelip adalet arayışında ve haysiyet suikastına karşı direnişte, aynı yerlerde oturdular. Selamlaştık, genel başkanlarımızın selamını aldık. Aziz İhsan Aktaş da ‘Erdoğanların kapısından’ girdi. Sayın Erdoğan’ın atadıklarının kapısından girdiler. Aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş’ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş’ın etrafında ana muhalefet partisini koruyan, ana muhalefet partisinin genel başkanına devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş’ı koruyorlar. Kimi, kimden koruyorsunuz? Kimi, hangi kapıdan sokuyorsunuz? 770 yılla yargılanan ve iddianamede ‘suç örgütü lideri’ olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim - savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Gerekçe şu, biz Erdoğan’ın kendine hasım gördüğü tarafız. Onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyor. Erdoğan’ın kapısı orada, milletin kapısı orada burada.”
“ONLAR DEVLETİN, BİZ MİLLETİN KAPISINDAYIZ”
“Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’ye geçti diye o salonda olmayan, Aziz İhsan Aktaş’ı korumaya, kollamaya ve hakim - savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kullananı da ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kullananı da görüyor. Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik Ankara’ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler.”
“BU YARGILAMAYLA DA ADALET ARADIKLARINI SÖYLÜYORLAR”
“Diğer sorunuza cevabım net, dün de söyledim. Hakim var, heyet var. Erdoğan’ın AK Toroslar çetesi tarafından dizayn edilmiş. Doğal hakim ilkesi yok. Zaten iki mahkeme numarası veriyorlardı, ikisinden birine düşecek. Düşünün ki 40 mahkemeye düşebilir, ikisini ayarlamışlar. Nasıl geçmişte benim ‘seyyar giyotin’ dediğim yöntemde Akın Gürlek hangi mahkemeye konuyorsa kritik davalar o mahkemeye düşüyordu. İki tane mahkeme vardı, o iki mahkemeden dediklerine düşürdüler. Önceden heyeti de ayarlamışlar. Savcı zaten ellerinde. Buradan bir yargılama yapıyorlar. İddianame tel tel dökülüyor. Bu yargılamayla da adalet aradıklarını söylüyorlar. Ben de Erdoğan’a diyorum ki bu davanın siyasi olduğuna milletin yüzde 60’ı inanmış. Ekrem Başkan’ı da bir şekilde, bu şekilde yargılamaya çalışacaksın. Gel şöyle bir şey yapalım… Hani diyor ya ‘Bunlar İstanbul’u iyi yönetmediler’, billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya ‘Senin ömründen gidiyor’ diye. Diğer taraftan diyor ya ‘Efendim bunlar çaldılar, çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz.’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tüm iştirakları ve kendisinde bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor. Ben de diyorum ki ‘O zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun.’ 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisinin karar vermesi lazım, onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben İstanbul’da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye Erdoğan’la eşzamanlı olarak ve İstanbul seçimlerini yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin. Eğer Erdoğan’a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan’ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan’ın göstereceği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu’dur. İstanbullular iki sene öncesine göre farklı düşünüyorlarsa, Ekrem Başkan’ı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum. Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor. Buyursunlar oynasınlar.”
“1 MİLYON DEĞİL, 1,5 MİLYON FARKLA…”
“İddia ediyorum ki 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler, o seçimi yenileyelim. Bir tek şartım var. Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını. Türkiye’de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ‘Ben birinci parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım’ diyordu. Dönüyordu ‘Rahmetli Türkeş’ten görevi alan, oraya da çöreklenen Devlet Bahçeli’ye söylüyorum’ diyordu. ‘Sen birinci parti olamazsa bırakacak mısın?’ Dönüyordu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına sesleniyordu. ‘Bırakacak mısın?’ Şimdi söylüyorum: Ben birinci partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul’da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeler sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan, ben yokum. Ben kazanırsam, erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan’dan net bir cevap istiyorum.”
19.12.2026
20.01.2026
18.01.2026
16.01.2026
25.12.2025
25.12.2025
24.12.2025